Tag Archive | "Çevre"

TÇD Başkanı Güven Tazeledi


ANTALYA’da 2008 yılında kurulan Temiz Çevre Derneği’nin (TÇD) seçimli genel kurulunda mevcut başkan avukat başkanRemziye Kartal Rosenblat, yeniden başkan seçildi.

Akdeniz Üniversitesi Sosyal Tesisleri’nde yapılan 5’inci genel kurulda, tek listeyle seçime gidildi. Genel kurulda konuşan TÇD Başkanı Remziye Kartal Rosenblat, bir sivil toplum kuruluşu olarak çevrenin temiz tutulması ve korunmasına katkıda bulunmak, toplumsal bilinci artırmak, gelecek nesillere temiz bir çevre bırakmak amacıyla yola çıktıklarını söyledi.

İlk çalışmalarının sahilde ve doğada atık maddeleri, evlerden de yanık yağları toplamak olduğunu vurgulayan Rosenblat, “Yaşadığımız evlerimizin balkonlarını, pencerelerini, bahçelerimizi çiçeklerle güzelleştirmek, şehrimizin çiçek kokmasını sağlamak amacıyla da Antalya’da ilk ‘en güzel balkon ve bahçe’ yarışmasını başlattık. İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde de ilk ve orta dereceli okullarımızda ‘Dünya Çevre Dünleri’nde ‘çevre’ konulu resim, fotoğraf, şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenledik, dereceye giren yarışmacıları ödüllendirdik” dedi.

Dernek olarak ayrıca katı, sıvı, gaz gibi kirletici maddelerin bertaraf edilmesi, her türlü enerjinin ekonomik kullanımı ve binaların izolasyonu konularında da belediye ve kamu kurumlarla işbirliği içinde çalıştıklarına işaret eden Rosenblat, “Yaşadığımız çevreye, doğaya zarar veren olumsuz faaliyetleri belgeleyerek kamuoyu ile paylaştık, suç duyurusunda bulunduk, davalar açtık” dedi.

Konuşmaların ardından yeni yönetim kurulunun oluşturulması için seçime gidildi. Remziye Kartal Rosenblat oybirliğiyle yeniden başkan seçilirken, yönetin kurulu üyeliğine Aslı Altan, Yusuf Demir, Fatih Vural Kütük, Mete Ulaş Yüksel, denetim kurulu üyeliğine ise Gönül Didem Akay Yörük, Halime Türkfiliz ve Afife Yüksel seçildi.

www.gunhaber.com.tr internet sitesinden alıntı yapılmıştır.

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre Haberleri, DernekComments (0)

ABD’de Bir Kömür Santrali, Rüzgâr Enerjisi Üretimine Destek İçin Yenileniyor


ABD’nin New England bölgesini en çok kirleten santrallerden biri olan ve 2017 yılında kapatılan Brayton Point kömürtermik-santral santrali, temiz enerji üretimi için yenileniyor.

ABD’de altı eyaleti içinde bulunduran New England bölgesini en çok kirleten santrallerden biri olan ve 2017 yılında kapatılan Brayton Point kömür santrali, açık denizde üretilen rüzgâr enerjisine destek sağlamak maksadıyla yenilenecek.

1960’lı yıllarda kullanılmaya başlayan, Massachusetts’e bağlı Mount Hope Körfezi’nde bulunan ve kötü bir sicile sahip santral, faaliyette olduğu her yıl için yaklaşık 106 prematüre ölüm ile çeşitli sağlık sorunlarının baş sorumlusu olarak gösterilmiş. Hava kirliğinin yanında suyunu kullandığı körfezin doğal yaşamını da katleden santralin sahibi Dynergy firması, ekonomik sebeplerle santrali 2017 yılında kapatma kararı almış. Ancak yetkililer tüm bu kötü şöhrete rağmen, Brayton Point kömür santralinin yüksek gerilim hatlarına direk olarak bağlı olmasını önemli bir avantaj olarak görüyor. Bu kapsamda santralin, Massachusetts ve Rhode Island bölgesinde gelişen rüzgâr enerjisi sektörüne katkı sağlayabileceği düşünülmüş.

Firma yetkilisi Steve Collins’e göre 228 metrelik bir rıhtıma ve 7 metrelik su derinliğine sahip olan santral bölgesi, okyanusa açılan gemiler için büyük bir avantaj sağlıyor. Massachusetts Temiz Enerji Merkezi’nde görev yapmış olan Bill White adlı çalışan ise santral bölgesinin 1,242,386 m2’lik bir alana sahip olduğunu ve bölgenin açık deniz rüzgâr enerji faaliyetleri için en geniş alanlardan birini sunduğunu ifade etmiş.

Temiz Enerjiyi Destekleyecek

Yetkililere göre bölgenin sahip olduğu açıklık alan, bazen 50 katlı bina uzunluğuna erişebilen türbin pervanelerinin gemilere yüklenmeden önce rahat hareket ettirilebilmesi için önemli. Santralin sahip olduğu yüksek gerilim hattı bağlantısı da ileride üretilecek elektrik enerjisinin sisteme aktarılması için büyük bir kolaylık. Avantaj olarak görülen söz konusu iki durum da bir araya gelince, doğa katili bir santral temiz enerji üretimi için değerli bir merkez haline dönüşmüş olacak.

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)

Greenpeace: Dünya’nın Yeni Plastik Atık Çöplüğü Türkiye


Çevre örgütü Greenpeace’in 2016-2018’de en fazla plastik atık ithal ve ihraç eden 21 ülkenin verilerinin yer aldığı raporuna göre 2018’de çöp yığınıÇin’in plastik ithalatına yasak getirmesinin ardından atıkların yeni adresi Türkiye oldu.

Plastik atıklarını ihraç eden ülkelerin başında ABD, Almanya, İngiltere ve Japonya geliyor. Türkiye’ye en fazla plastik atık ihraç eden 10 ülkeyse İngiltere, Belçika, Almanya, ABD, Hollanda, İspanya, İtalya, Slovenya, Fransa, Japonya.

Raporda Çin’in ardından Vietnam, Malezya ve Tayland gibi diğer Asya ülkelerinin de plastik ithalatını kısıtlamasıyla birlikte plastik atık akışının Hindistan, Endonezya ve Türkiye’ye kaydığı belirtildi. Bu değişim sonucunda Türkiye’nin plastik atık ithalatı beşe katlandı. Raporun Türkiye ile ilgili bölümünden önde çıkan noktalar şu şekilde:

– Türkiye’nin ithalatı 2016’nın başında aylık 4 bin tondu; 2018’in başında aylık 33 bin tona yükseldi. 2018 yılının ortalarındaysa aylık 20 bin tona geriledi ve sabit kaldı.

– Türkiye’nin İngiltere’den ithalatı Ekim 2018’den itibaren 10 bin tona ulaşarak hızlı bir artış gösterdi.

– Hükümet, plastik atık ithalatı konusunda herhangi bir kısıtlama getirmedi.

Greenpeace Akdeniz Projeler Sorumlusu Deniz Bayram, Türkiye’nin plastik atık ithalatına dair şunları söyledi: “Türkiye henüz kendi çöpüyle baş edemeyen bir ülke. Bu yüzden kontrolsüz çöp ithalatı Türkiye’nin kendi geri dönüşüm sisteminde var olan sorunların daha da artmasına neden olabilir. Türkiye başka ülkelerin çöpünde boğulmadan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, plastik atık ithalatıyla ilgili politikalarını gözden geçirmesini talep ediyoruz.”

Greenpeace Doğu Asya Kampanya Sorumlusu Kate Lin ise plastik kirliliğine yegane çözümün plastik üretimini sınırlamak olduğunu belirtti.

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)

Dünyaca Ünlü Kleopatra Koyu’nu Kurtaracak Karar


Antalya Kemer’de bulunan Tekirova Tabiat Parkı’nı yapılaşmaya açan Gelişim Planı’nı Mahkeme durdurdu. 120 Kleopatra Koyudekardan oluşan tabiat parkı, geçtiğimiz yıl 29 yıllığına özel bir şirkete kiralanmıştı.

Antalya’nın Kemer ilçesinde bulunan Kleopatra Koyu’nun yıllık 505 bin TL’ye 29 yıllığına özel bir firmaya kiralanmasına olanak sağlayan düzenlemeye, Antalya 3. İdare Mahmekesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile tanınan işadamı Hasan Topaloğlu’nun şirketine kiralanan 120 dönümlük alan için Nisan 2018’de gelişim planı hazırlanmış, yöre halkı ve meslek odaları ise Kleopatra Koyu ve çevresini yapılaşmaya açacak olan planı yargıya taşımışlardı.

Mimarlar Odası Antalya Şubesi ile yöre halkından oluşan yurttaşların açtığı davayı gören Antalya 3. İdare Mahkemesi, alanın yapılaşmaya açılmasında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadığına hükmederek hukuka ve kamu yararına aykırı bulunan işlemin yürütmesini durdurdu. Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nde bir araya gelen davacılar, planın tümüyle iptal edilmesini talep etti.

MAHKEME KLEOPATRA KOYUNU YAPILAŞMAYA AÇAN PLANA DURDURDU

Antalya 3. İdare Mahkemesi, Kemer-Tekirova’da bulunan ‘Kleopatra Koyu’nun da içinde bulunduğu kıyı ve ormanlık alanı yapılaşmaya açan ‘Tekirova Tabiat Parkı Gelişme Planı’nın yürütmesini durdurdu. 2015 yılında dönemin Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca önce mesire yeri ilan edilen ardından ise 2016’da Tabiat Parkı ilan edilen koy için Nisan 2018’de ‘Tekirova Tabiat Parkı Gelişim Planı’ hazırlandı.

120 dekarlık alanı kapsayan tabiat parkı, 30 Mayıs 2018’de ise ihaleyle 29 yıllığına özel bir şirkete kiralandı.

YILLIK 505 BİN TL’YE ÖZEL ŞİRKETE KİRALANMIŞTI

Tekirova Tabiat Parkı ihalesini, Sembol Turizm Otelcilik A.Ş. ile Teknik Katı Atık ve Tekirova Kurumsal Turizm A.Ş.’nin oluşturduğu ortak girişim grubu kazandı. Yıllık 505 bin TL bedelle kiraya verilen tabiat parkı için hazırlanan gelişim planının, koyun büyük bölümünü yapılaşmaya açacak olmasına tepki gösteren yerel halk konuyu yargıya taşıdı.

ANTALYA BARO BAŞKANI BALKAN: ‘PLANIN İPTALİNE KARAR VERİLMELİ’

Mimarlar Odası Antalya Şubesi ile birlikte açılan davayı gören Antalya 3. İdare Mahkemesi, hukuka ve kamu yararına aykırı bulunan düzenlemenin yürütmesini durdurdu. Mimarlar Odası Antalya Şubesi ve Antalya Barosu yönetimince düzenlenen ortak basın açıklamasında, planın tamamen iptal edilmesi talep edildi. Antalya Baro Başkanı Polat Balkan, “Bu kararla kazanan halkımız olmuştur. Mahkemenin yürütmenin durdurulması kararı gerekçeleri doğrultusunda, Tekirova Tabiat Parkı Gelişme Planı’nın iptaline karar verilmesi ve yapılaşmanın önüne geçilmesi gerekir” diye konuştu.

‘ALANIN YAPILAŞMAYA AÇILMASI HUKUKA VE KAMU YARARINA AYKIRI’

Planı hazırlayan dönemin Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yapılaşmayı onaylama yetkisinin bulunmadığını savunan davacıları haklı bulan Mahkemenin kararında, alanın yapılaşmaya açılmasında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadığına dikkat çekildi. Alanı yapılaşmaya açan gelişim planı ve planın getirdiği belirsiz kullanım türlerinin 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ile ilgili yasa ve yönetmeliklere uygun olmadığı hükmüne yer verilen Mahkeme kararında, “Yapılaşmanın bitki örtüsüne, orman yapısına ve biyolojik çeşitliliğe zarar vereceği, dolayısıyla planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı anlaşıldığından tesis edilen işlemde hukuka ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılarak, 26/03/2019 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A YAKIN İŞADAMININ ŞİRKETİ KİRALAMIŞTI

Tekirova Tabiat Parkı’nı ihaleyle kiralayan üç şirketten ikisi aynı kişiye ait. İstanbul Pendik merkezli Teknik Katı Atık firması ile Tekirova Kurumsal Turizm A.Ş’nin sahibi, 1994 yılından itibaren Pendik Belediyesi’nde Fazilet Partisi’nden iki dönem meclis üyeliği yapan ancak daha sonra AKP’ye destek veren Hasan Topaloğlu. Topaloğlu, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’ni kuran vakfın da başkanlığını yürütüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Veysel Eroğlu ve Numan Kurtulmuş gibi AKP’li siyasilerle de yakın ilişkiler içerisinde olan Topaloğlu’nun başkanlığını yürüttüğü vakfın yönetiminde Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde birlikte çalıştığı kişilerin yanısıra Remzi Gür, Abdülkadir Taçyıldız, Nevzat Kor ve Adem Baştürk gibi isimler yer alıyor.

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)

GDO Gerçekleri Gizleniyor mu?


GDO’lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri vardı!865-gdo-lu-urunler-300x206

Keza, bağışıklık sistemleri zarar görmüştü ve akyuvar hücrelerinde yapısal değişimler yaşamışlardı!

GENETİK RULET

Arpad Pusztai adını hiç duydunuz mu?
Macaristan/Budapeşte’de 1930 yılında doğdu.
Bilim adamı oldu; Macar Bilimler Akademisi üyesiydi.
Sovyetler Birliği destekli iktidara karşı 1956 Macar Ayaklanması‘na katıldı. Bastırılan isyandan sonra Avusturya’ya kaçtı; mülteci kampında yaşadı.
Sonra İngiltere’ye gitti.
Sonra İskoçya’daki Rowett Araştırma Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Bitkisel kökenli protein olan lektin ve çevre koşulları etkisiyle değişim geçiren/ bitki genetik modifikasyonu konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri oldu.
Sonra…
Peşine polisler-istihbaratçılar takıldı.
Tehdit edildi.
İftiralara maruz kaldı.
Geri adım atmadı.
“Ben yemem” dedi.
“Halkın kobay olarak kullanılması doğru değil” dedi.
Kovuldu; ve yaklaşık 50 yıl sonra memleketi Macaristan’a döndü.
Mesele şuydu:
Arpad Pusztai, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar‘ın/yani GDO’lu gıdalarının vaat ettiklerine inanıyordu; ve bu nedenle bunları incelemek üzere görevlendirildi.
Ancak…
Eline geçen bulgular karşısında şoke oldu! GDO’lu patateslerle beslenen farelerin daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve beyinleri vardı!
Keza, bağışıklık sistemleri zarar görmüştü ve akyuvar hücrelerinde yapısal değişimler yaşamışlardı!
Bu durum onları (GDO’suz patateslerle beslenen farelerin aksine) enfeksiyona ve hastalıklara daha açık hale getiriyordu.
Ayrıca, boyunaltı bezi ve dalakta hasarlar ortaya çıkıyordu; (pankreas ve bağırsaklar da dahil) dokular genişliyordu; karaciğerde iltihaplanma olurken, mide ve bağırsaklarda ciddi sorunlar yaşanıyordu.
Ki tüm bunlar kanser riskini artırıyordu!
Alarm verici olan diğer unsur ise, sonuçların 10 günlük bir testin sonucunda alınmasıydı; ve bu da insan yaşamında 10 yıla karşılık geliyordu!
Tehlike büyüktü…

EKRANDA TARTIŞMAZLAR

Jeffrey Smith adını hiç duydunuz mu?
ABD/New York 1958 doğumlu yazar, politikacı ve; genetiği değiştirilmiş tohumlara karşı amansız bir mücadele veren bir eylemci.
2003’te “Aldanışın Tohumları” ve 2007’de “Genetik Rulet” adlı kitapları yazdı. Son kitabı 20012’de sinema filmi bile oldu.
Halk sağlığına inanan Jeffrey Smith ile bilim namusunu savunan Arpad Pusztai gibi bilim adamlarının yolu böyle kesişti. (Keza bu bilim adamlarından biri olan Berkeley’den Ignacio Chapela da Pusztai gibi tehditlere maruz kaldı; kovuldu.)
Öncelikle…
ABD Gıda ve İlaç İdaresi/ FDA‘nın, GDO’lu gıdaların güvenliğine dair yaptığı tüm açıklamaların yalanlarını ortaya serdiler. İşin acı yanı Türkiye gibi ülkeler FDA açıklamalarına inanmak zorunda bırakılıyordu!
Dev şirketler, kârlılıklarına kimsenin müdahale etmesine izin vermiyorlar; aleyhte bulguları gizliyorlar; ve gıda güvenliği konusunu tartıştırmıyorlar bile.
GDO’lu yiyeceklerin; sindirim sistemi işlevleri, karaciğer- böbrek işlevleri, bağışıklık- endokrin sistemi, kan bileşeni, alerji, bebekler üzerindeki etkileri, kansere sebep olma potansiyeli veya sindirim sistemi bakterileri üzerindeki etkilerini incelemiyorlar.
Ne yapıyorlar:
Gıda endüstrisinin fonladığı araştırmalarla; tehlikeli sorunları ortaya çıkaramıyor ve ortaya çıkarılmış gerçekleri gizliyorlar. Bu nedenle…
– Deneylerde daha genç ve daha hassas hayvanlar yerine daha yaşlı hayvanları kullanıyorlar!
– İstatistiksel anlam ifade etmeyecek kadar düşük düzeyde numune ölçekleri kullanıyorlar!
– Besleme denemelerinin süresini sınırlandırıyorlar!
– Hayvan ölümleri ve hastalıklarını yok sayıyorlar!
Evet. Sizler, bu konularda ekranlarda bir tartışma gördünüz mü?
Yapamazlar… Yaptırmazlar…

YABANCI MADDELER

Bizden…
Laboratuvarda (DNA ilişkileri bozularak) oluşturulan gıdaların, milyonlarca yıldır doğada yetişen yiyeceklerden farklı olmadığına inanmamızı istiyorlar! Yani…
Daha önce hiçbir zaman birlikte var olmamış olan genleri bir araya getirerek yaptıkları gıda ile; binlerce yılda oluşan ve güvenilirliği kanıtlanmış olan gıdaların aynı olduğunu ileri sürerek yalan söylüyorlar!
Oysa, GDO’lar bir kez gıda zincirine girdi mi artık cin şişeden çıkmış demektir! Çünkü…
Laboratuvarda oluşturulan “yabancı DNA’lar” vücudun yapısını bozuyor ve; bunlar vücuda girdiğinde başıboş dolaşıyor, mide bağırsak güzergahı içerisinde uzun süre yaşayabiliyor ve iç organlara kan yoluyla taşınabiliyor. Bu hal kronik hastalıklara sebep olma riskini artırıyor!
“Genetik Rulet” denmesinin sebebi tüketicilerin nasıl bir rahatsızlığa yakalanacağını bilmeden bu yiyecekleri tüketmesidir. Üstelik…
Sadece bitkiler değil. Arpad Pusztai ve diğer bilim adamları, GDO‘lu yemlerle beslenen hayvanların sonuçları karşısında şok geçirmişlerdir. Örneğin…
– Büyüme hormonu rbGH enjekte edilen ineklerden elde edilen sütün içerisinde, göğüs, prostat, kolon, akciğer ve diğer kanser risklerini doğuran IGFI hormonu yüksek düzeyde bulunmaktaydı.
Bakınız…

Çocuklar, yetişkinlerle kıyaslandığında tehlikelere daha çok açıktır özellikle de içerisinde ciddi miktarlarda rbGH işlenmiş süt içenler!
Bir diğer endişe kaynağı ise, GDO’lu gıdaları yiyen hamile kadınların bu şekilde normal cenin gelişimine zarar vermeleri ve sonraki kuşaklara geçen gen ifadelerini değiştirmeleridir.
Araştırmalar göstermiştir ki…
Kendilerine tercih imkanı verildiğinde, hayvanlar GDO’lu gıda yemekten sakınıyor.
Siz de deneyiniz; tok köpek ya da tok kedi markette satılan kimi peynirleri yemez; sütleri içmez!

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)

ÖĞRENCİLER TEMİZ ÇEVREYİ ANLATACAK


12067126_10207347806045240_332544754_n (1)

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Aktivite Duyuruları, Çevre Haberleri, DernekComments (0)

Böcekten tiksinen anne, yılandan nefret eden baba olmayın


Başkanımızın Hürriyet gazetesi için yazdığı köşe yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.hurriyet.com.tr/bocekten-tiksinen-anne-yilandan-nefret-eden-baba-olmayin-40022440konuk_yazar

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Haberler ve YazılarComments (0)

Paris İklim Zirvesi Başlıyor


Paris’te bu Aralık ayında neler olacak?

190’dan fazla devletin hükümeti, küresel sera gazı emisyonlarının azaltılması ve böylece iklim değişikliği tehdidini önleme amacıyla olası birParis-Summit yeni küresel anlaşmayı görüşmek üzere Paris’te bir araya gelecek.

Neden şimdi?

Sera gazı emisyonları ile ilgili güncel taahhütler 2020 yılında sona erecek. Bu yüzden, hükümetlerin Paris’te en azından 10 yıllık anlaşmalar üretmeleri bekleniyor.

Neden önemli?

Bilim insanları, sera gazı emisyonları artmaya devam ederse, küresel ısınmanın geri döndürülemez hale geleceği ve eşiğin aşılacağı konusunda uyarıyor. O eşik sanayi öncesi seviyelerin üzerinde 2 °C ‘lik  bir sıcaklık artışı olarak tahmin edilmekte ve mevcut emisyon düzeylerine bakıldığında yaklaşık 5°C bir artış  beklenmektedir.  Bu rakam, çok fazla bir artış gibi gözükmeyebilir, fakat bugünün dünyası ve son buzul çağı arasındaki sıcaklık farkı 5°C’nin üzereydi. Bu yüzden sıcaklıkta görünüşteki küçük değişiklikler dünya için büyük farklar anlamına gelebilir.

paris1

 

Neden daha önce bu konuda küresel bir anlaşma sağlamayı kimse düşünmedi?

Aslında düşünüldü: iklim değişikliği ile ilgili küresel müzarekeler 20 yıldan fazla süredir devam ediyor. İklim değişikliğinin tarihi çok daha eskilere gidiyor: 19. yüzyılda, fizikçiler, başlıca karbondioksit olmak üzere atmosferdeki sera gazlarının rolü hakkında teorilerde bulundu ve ısınma etkisiyle birlikte atmosferdeki bu gazların düzeylerinin artacağını öne sürdü . Ama bunların tümü teorikti.

Bilim insanları mevcut karbon seviyeleri ve sıcaklık arasında bir ilişki kurmak için gerekli ölçümlere sadece son birkaç on yıl içinde başlamış ve o zamandan beri yapılan bilimsel çalışmalar sürekli belli bir yöne işaret etmiştir: Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan yükselen sera gazı emisyonları, yüksek sıcaklıklara yol açmaktadır.

Küresel ısınma durmadı mı?

Hayır. Küresel sıcaklıklar yükselmekte. Sıcaklıkların düşük  -ama hala önceki yıllardan daha sıcak- olduğu 1998 yılında, bazı iklimciler dünyanın soğumakta olduğunu iddia etti.

1998 yılından bu yana, küresel sıcaklıklar 30 yıl öncekinden daha yavaş bir düzeyde artmıştır. Bu durum da bazı şüpheciler tarafından küresel ısınmanın durakladığının kanıtı olarak değerlendirilmiştir.

Ama, sıcaklık artışının düşmüş ya da durmuş olmadığına, tam tersine artmaya devam ettiğine dikkat etmek gerekir. Hava sistemlerinin özelliği olan varyasyonlar göz önüne alındığında, ısınma oranının yavaşladığı bir dönem beklenmedik değil.

Son iki yıldır, ısınma oranı yeniden hızlanmış gibi görünüyor, ama bundan çok az şey yorumlanabilir.

Küresel bir anlaşmada nasıl ilerlemeler gördük?

1992 yılında, hükümetler Rio de Janeiro’da buluştu ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni oluşturdu. Hala yürürlükte olan bu anlaşma, iklim değişikliği tehlikesini önlemek amacıyla hükümetleri harekete geçmeleri için birleştirdi, fakat hangi eylemleri uygulayacakları konusu belirtilmedi. Beş yıl boyunca, hükümetler neler yapmaları gerektiği ve gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere karşı rolünün ne olması konusunda tartıştılar.

Bu tartışmalar, 1997 yılında Kyoto protokolünün oluşmasında etkili oldu. Bu anlaşma ile 2012 yılına kadar, dünya çapında 1990 seviyeleri ile karşılaştırıldığında yaklaşık % 5 emisyon kesintisi yapılması ve gelişmiş ülkelerin emisyon indiriminde hedefler kararlaştırıldı. Ama Çin, Güney Kore, Meksika ve diğer hızla gelişmekte olan ülkelere hedef verilmedi ve kendi iradeleriyle emisyonlarını arttırmak için izin verildi.

Daha sonra ABD başkan yardımcısı Al Gore, protokole kaydoldu, fakat protokol ABD Kongresi tarafından onaylanmadı. Küresel emisyonların % 55’ini temsil eden ülkeler bunu onaylayana dek, protokol yasal olarak yürürlüğe giremedi. Dünyanın en büyük emisyonunu yapan ABD katılmadan bu protokolün uygulanması olamayacaktı.

Yani şu on yıl içinde, Kyoto protokolü sürüncemede kaldı ve küresel iklim değişikliği müzakereleri toprağa gömüldü. Ancak 2004 yılı sonlarında, Rusya beklenmedik bir şekilde anlaşmayı kabul etmeye karar verdi ve hareketin bir parçası olarak Avrupa Birliği tarafından Dünya Ticaret Örgütü üyeliği başvurusu kabul edildi. Yani gerekli ağırlık oluştu ve protokol nihayet yürürlüğe girdi.

Peki küresel bir anlaşmaya varıldı mı?

Tam değil. George W. Bush başkanlığındaki ABD, Kyoto protokülünün dışında kaldı. Bu yüzden, yıllar yılı devam eden BM müzakarelerine rağmen, ABD müzarekecileri, hep dünyanın geri kalanının dışında kaldı. ABD’yi ve gelişmekte olan büyük ekonomileri-özellikle en yüksek emisyona sahip Çin’i- teşvik etmek için  yeni yaklaşımlar gerekliydi.

Daha sonra, 2007 yılında Bali‘de bayrağı Kyoto’dan devralacak yeni bir anlaşmaya yol açacak eylem planı hazırlandı.

Sonra ne oldu?

Yeni bir anlaşmaya uzanan yol çok uzun sürdü. Ama, 196 ülkeyle anlaşma sağlamak çok da kolay değildi. Bu uzun soluklu drama sonunda 2009 Kopenhag Konferansı gerçekleştirildi.

Kopenhag’da ne oldu?

Anlaşmanın dışında her şey oldu. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri ve  gelişmekte olan en büyük ülkelerinin tamamı ilk defa sera gazı emisyonlarını sınırlamayı kabul etti. Bu durum, dünyanın en çok sera gazı emisyonu yapan ülkelerinin tek bir hedefe doğru birleştiği bir dönüm noktası oldu.

Üzerinde anlaşmaya varılan emisyon indirimleri hala bilimsel olarak yeterli değil, fakat tüm iş faaliyetlerinin şu andaki gibi devam ettiği iklim değişikliği senaryoları ile karşılaştırıldığında emisyonlarının azaltılmasında büyük bir ilerleme oldu.

Ama STK’ların ve basının üzerinde durduğu nokta toplantıda nelerin olmadığıydı. Toplantıda tam açıklanmış ve yasal bağlayıcılığı olan bir anlaşma sağlanmadı.

Bu önemli mi?

Bu sizin bakış açınıza bağlı. Kyoto protokolü güzel yazılmış, tam hukuken bağlayıcılığı olan uluslararası, benzer bağlayıcılığı olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin bir alt anlaşmasıydı. Fakat, ABD tarafından onaylanmadığı ve Rusya tarafından çok geç olana kadar imzalanmadığı için, hedeflerine hiç  ulaşamadı. Ve Kyoto kapsamındaki taahhütlerini karşılamayan başarısız ülkelerin hiçbiri için bir yaptırım olmadı.

Diğer taraftan, Kopenhag anlaşması 2009 yılında BM tarafından tam olarak kabul edilmedi. Fakat ertesi yıl Cancun anlaşmaları şeklinde onayladı. Bu nedenle, Kopenhag anlaşması yeşil gruplar tarafından bir başarısızlık olarak görüldü.

Ama  dünya liderleri tarafından imzalanan bir belge şeklinde Kopenhag’da kabul edilen hedefler hala ayakta duruyor.

Paris’te neler konuşulacak?

En büyük emisyona sahip ülkelerin zaten taahhütte bulunduklarını biliyoruz. AB ülkeleri, 2030 yılına kadar emisyonlarını, 1990 seviyelerine göre %40 oranında azaltacaklar. ABD ise 2025’e kadar, emisyonlarını 2005 seviyelerine göre %26-28 oranında azaltacak. Çin, 2030’da emisyonlarının zirve yapacağını kabul edecek.

Mart sonunda sürenin dolmasına rağmen, Hindistan dahil diğer önemli ülkelerin, kendi hedeflerini ortaya koyması gerekiyor.

Eğer başlıca ülkelerden taahhütler cepte ise, bu Paris’te anlaşmaya varılacağı anlamına mı geliyor?

Durum hiç de öyle değil. Emisyon azaltmalarının dışında diğer bir önemli konu: finans. Yoksul ülkeler, zengin ülkelerden sera gazı emisyonlarını azaltmak için yeşil teknolojiye yatırım yapmalarını sağlamak ve iklim değişikliğinin olası hasarlarına karşı altyapılarını geliştirmek için mali yardım talep ediyor.

Bu, oldukça tartışmalı bir konu. Finans durumunun yalnızca son birkaç dakikada konuşulduğu Kopenhag’da, zengin ülkeler 30 milyar dolar finansal destek sağlayacaklarını ve 2020 yılına kadar da yılda en az 100 milyar dolar finansal akım sağlanacağını bildirdiler.

Yoksul ülkeler 2020 yılından sonra da benzer taahhütler duymak istiyorlar ama bunun nasıl yapılacağı konusunda güçlü anlaşmazlıklar var. Bazıları, tüm paranın zengin ülkelerce sağlanmasını istiyor, fakat bu hükümetler ise sadece kamu gelirlerinden böyle bir finansmanı sağlayamacakları konusunda kararlılar. Dünya Bankası gibi uluslararası kalkınma bankalarının bu finansmanı saptamada rol oynamalarını ve  gelecek finansmanın çoğunun özel sektörden gelmesini istiyorlar.

Bu konuda anlaşmak hala mümkün, ama bu durum Paris anlaşması önündeki en temel engellerden biri olacak gibi gözüküyor.

Dünya liderleri Paris’e gidecek mi?

Hayır. Barack Obama ve Çin Başbakanı Wen Jiabao da dahil olmak üzere dünya liderleri, Kopenhag zirvesine katıldı ama bu konferans sonundaki kaos ve suçlamalarla yeterince utanç yaşadılar. Bu yüzden geri gelmeyecekler. Paris zirvesine, ülkelerinin adına bir anlaşma imzalama gücüne sahip, tüm dünyanın hükümetlerinin, üst düzey bakanları katılacak.

Fransız hükümeti adına, konferans, dışişleri bakanı Laurent Fabius ve çevre bakanı Segolene Royal önderliğinde yürütülecek, ancak Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande de önemli bir rol oynayacak. Bir anlaşma sağlanabileceğine inanıyorlar.

Paris’ten önce başka ne bekleyebiliriz?

Pek çok şey. Konferanstan önce bir dizi toplantı olacak. Mayıs ayı sonlarında, önde gelen özel sektör şirketleri ve hükümet yetkilileri iş ve iklim zirvesinde toplandı. Haziran ayında, Bonn’da müzakere metninin temel ayrıntılarını tartişmak için toplanılacak. Temmuz ayında bilim insanlarından oluşan bir kurul, Eylül ayında ise BM yılılık genel kurul toplantısının bir parçası olarak dünya liderleri toplanacak. Sonbahar boyunca da yetkililer, sivil toplum kuruluşları, bakanlar, müzakerecilerden oluşan pek çok toplantı düzenlenecek.

BM ayrıca bu sonbaharda, ülkelerin “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” koymaları için baskı yapıyor. Bu hedefler, temiz suya ve temizlik hizmetine erişim, enerji, cinsiyet eşitliği, eğitim ve sağlık gibi konuları içeriyor. Bu sürdürülebilir kalkınma hedefleri, dünyanın iklim değişikliği hedeflerini karşılayıp karşılamadığı ve bunu yoksul ülkeler için de adil bir şekilde sağlayıp sağlayamadığı konusunda derin bir etkiye sahip.

Bu yıl, uluslararası ilişkiler için önemli bir yıl olacak. Eğer ülkeler iklim, ekonomik kalkınma, sosyal ve çevresel konularda üzerinde adil hedeflerde anlaşabilir ve bunu işbirliği ruhu içinde yapabilirlerse,  bu gelecekteki gelişim için iyi bir işaret olacaktır.

Ancak, Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande’nin Mayıs ayı sonunda delegelere söylediği gibi, bu ancak “mucize” olmasını ummaktır.

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)

Dünya Çevre Günü


1972 yılında İsveç’in Stokholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edildi.dunya_cevre_gunu

[Facebook] [Twitter] [Windows Live] [Yahoo!] [Email]

Posted in Çevre HaberleriComments (0)


Temmuz 2021
P S Ç P C C P
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Döviz Kurları

Hava Durumu

Hava, 29 Mayıs
Antalya’deki Hava Durumu
+18

Yük.: +26° Düş.: +16°

Nem: 72%

Rüzgar: ESE - 11 KPH

İstanbul’deki Hava Durumu
+17

Yük.: +21° Düş.: +16°

Nem: 87%

Rüzgar: SW - 10 KPH

İzmir’deki Hava Durumu
+14

Yük.: +27° Düş.: +17°

Nem: 93%

Rüzgar: SSW - 6 KPH

Ankara’deki Hava Durumu
+13

Yük.: +22° Düş.: +8°

Nem: 81%

Rüzgar: WNW - 14 KPH

Vizyon